Psikiyatrinin Sağı/Solu

Hem radikal sağ hem de radikal sol, uzunca bir süredir, psikiyatriye yönelik ciddi eleştiriler yaparlar. Marksistler, kolektivist terapiyi destekler ve mevcut psikiyatri uygulamalarını “faşistçe” bulup, eleştirirler. Öte yandan muhafazakarlar, modern psikiyatri programlarının çoğunun doğasında bulunan “liberal ruhtan” dem vururlar, ilaçla-inancı birbirine karıştırırlar.
Bu doğrultuda hem Marksistler hem de muhafazakarlar, psikiyatrinin kendine özgü politik varsayımları ve amaçları olduğuna inanırlar. Onlara göre psikiyatrinin amacı statükonun devamını sağlamaktır.
Ancak düşünüldüğü gibi olmamış; zamanın ruhundan tüm bu stabiliteyi bozacak, nur topu gibi bir siyasi felsefe doğmuştur: Liberteryenizm.
Hükümetin veya devletin, vatandaşlarının hayatlarına kendi istekleri dışında müdahale etme hakkına karşı çıkan; özel mülkiyete ve serbest girişime tam destek veren ve bireyin kendi bedenine sahip olma, onu yönetme ve savunma konusundaki mutlak hakkını koşulsuz gözeten bir politik atmosfer.
Böylece, bırakın mevcut düzenin korunmasını; zorunlu tedavi gibi toplum güvenliğini ilgilendiren kanun maddelerini bile tartışmaya açan, yargıçların ve psikiyatristlerin hareket alanını daraltan bir özgürlükçü(!) toplum modeli hedeflenmektedir.

-Özgürlük dendi mi de malum, birçoğunun romantik-isyankar damarı tutar ve  zincirlerini(!) kırası gelir. Bu sayede akım, bilerek ya da bilmeyerek çok sayıda taraftar toplar-

Bu politik çizgiye göre, örneğin;
en ağır şizofreni hastasının, en alevli hastalık döneminde dahi, hiç kimse onu “rızası dışında” tedavi maksadıyla bile olsa hastaneye yatıramaz, yatırmayı teklif dahi edemez.

Tüm dünyaya dalga dalga yayılan, sermayenin insan ruhuna asimetrik izdüşümü olan bu yeni politika, toplumsal kaosu kolaylaştırıcı bir etki yaratacak gibi görünmektedir…