Kadınlar Neden Susmaz?

Dost meclislerinin o koyu sohbetlerinde, keyifli akşam yemeklerinde ya da terapi odasındaki o gergin sessizlik anlarında sahne hep aynıdır. Ne zaman bir iletişim kopukluğu masaya yatırılsa, ortamdaki erkeklerden biri, sanki insanlık tarihinin en eski savunma mekanizmasını çalıştırırcasına o meşhur cümleyi kurar: “Hocam valla biz erkekler düzüz. Bizim aklımız, kadınlar gibi kırk tilkiyi kuyrukları birbirine değmeden dolaştırmaya ermez. Karnımız açsa yeriz, uykumuz varsa uyuruz.”

Bu cümle, ilk bakışta basit bir kaçış, bir tür “beni karmaşayla yorma” beyanı veya sorumluluktan sıyrılma çabası gibi görünebilir. Ancak bir psikiyatrist olarak, erkeklerin bu sığınma talebinde ciddi bir nörobiyolojik haklılık payı olduğunu teslim etmem gerekir. Fakat mesele, sadece erkeklerin “düz”, kadınların “karmaşık” olması kadar siyah-beyaz bir denklem değildir. Asıl büyü, evrimsel sürecin bu iki farklı işletim sistemini, birbirini hem şaşırtacak hem de muazzam bir şekilde tamamlayacak biçimde nasıl kodladığında gizlidir.

Kadın ruhunu erkekten ayıran ve biz erkeklere bazen “büyücülük” gibi gelen o sezgisel aurayı bilimsel bir zemine oturtma zamanı…

Her şeyden önce şu meşhur “beyin haritası” farkına değinmek zorundayız. Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin bine yakın beyin taramasını incelediği o çığır açıcı çalışmayı hatırlayalım. Bu araştırma, erkek beynindeki nöral bağlantıların büyük ölçüde kendi şeridinde (intra-hemisferik) ve önden arkaya doğru ilerlediğini kanıtladı. Bu yapı, algı ile eylem arasında doğrudan, kesintisiz bir hat kurar. Yani erkek beyni, Gör ve Yap prensibiyle çalışan, sonuca odaklı bir tünel gibidir. Hedefi görür, kilitlenir ve eyleme geçer.

Buna karşın kadın beyninde trafik çok daha farklı akar. Bağlantılar, sağ ve sol beyni birbirine bağlayan o köprü (Corpus Callosum) üzerinden sürekli zikzaklar çizer (inter-hemisferik). Bu ne anlama gelir? Bu, analitik ve mantıksal sol lob ile sezgisel ve duygusal sağ lobun sürekli bir konferans görüşmesi halinde olması demektir. İşte erkeğin “kaos” zannettiği, bizim ise psikiyatride “bütüncül algı” dediğimiz şey budur. Kadın bir olayı değerlendirirken, onu sadece mantık süzgecinden geçirmez; duygusal bağlamıyla, geçmiş referanslarıyla ve gelecekteki olası etkileriyle birlikte analiz eder.

Bu donanım farkı, ilişkilerin en büyük gizemlerinden biri olan Hiçbir Şey Kutusunu da açıklar. Eşiniz size “Ne düşünüyorsun?” diye sorduğunda verdiğiniz “Hiç” cevabı, kadınlar için inanılması güç bir durumdur. Çünkü kadın beyni, “Varsayılan Mod Ağı” dediğimiz durumda bile arka planda sürekli çalışır; planlar yapar, endişeleri tarar, ilişkileri gözden geçirir. Kadın zihninin “kapatma” düğmesi yoktur, sadece “bekleme modu” vardır. Ancak erkek beyni, nörolojik olarak gerçekten de kendini “uyku moduna” alıp, hiçbir şeye odaklanmadan durabilme yeteneğine sahiptir. O an gerçekten “hiçbir şey” düşünmüyor olmanız, bir kadının zihin yapısı için neredeyse imkansız bir lükstür.

Bir de o meşhur “Eski defterleri neden açıyorsun?” serzenişi vardır ki kökleri hafıza merkezimizde yatar. Kadınlarda hafıza merkezi (Hipokampus) ile duygu merkezi (Amigdala) arasındaki bağlantı, erkeklere göre çok daha aktiftir. Bu şu demektir: Bir kadın geçmişteki bir olayı hatırladığında, sadece olayın “bilgisini” çağırmaz; o an hissettiği “duyguyu” da yeniden simüle eder. Sizin 2018 yılında söylediğiniz bir söz, bugün tartışma masasına geliyorsa, bu kadının kin tutmasından değil; bugünkü duygunun, o günkü duyguyla nörolojik olarak eşleşmesindendir. Erkek olayları dosyalayıp arşive kaldırır, kadın ise olayları duygusal etiketlerle kodlar ve bu etiketler her tetiklendiğinde dosya yeniden açılır.

Peki “Beni anlamıyorsun” serzenişine ne demeli? Bunun kökeni ise Ayna Nöron Sistemi‘nde yatar. Araştırmalar, kadınların empati gerektiren durumlarda bu sistemlerinin erkeklere göre daha güçlü ateşlendiğini gösteriyor. Kadın, karşısındaki kişinin acısını veya sevincini sadece anlamakla kalmaz, adeta kendi bedeninde hisseder. Erkek bir sorunu dinlerken zihnindeki çözüm işlemcisini çalıştırır; kadın ise o duyguya rezone olur. Erkeğin hemen bir çözüm önerip konuyu kapatmaya çalışması, o an duygu paylaşımına ihtiyaç duyan kadın için bir bağlantı kopukluğudur.

Kadınların olayları “büyüttüğü” iddiasına gelince… Bu da aslında hayatta kalma odaklı bir nöroanatomik mirastır. Beynimizde hata tespiti ve endişe yönetiminden sorumlu olan Anterior Cingulate Cortex (ACC) bölgesi, kadınlarda genellikle daha aktiftir. Erkek beyni, ACC aktivitesini hızla düşürüp “Tamam, sorun bitti, maça dönelim” moduna geçebilirken; kadın beyni olası riskleri taramaya devam eder. Erkeklerin “evham” veya “kuruntu” dediği şey, aslında kadının ailesini, yuvasını ve ilişkisini korumak için evrimleşmiş, sürekli açık kalan bir erken uyarı radarıdır.

Ve tabii stres anları… İlişkilerin en büyük kırılma noktaları. Biz yıllarca psikoloji derslerinde “Savaş ya da Kaç” tepkisini anlattık. Ancak yeni çalışmalar, bu tepkinin testosteron baskınlığı nedeniyle daha çok erkek biyolojisine özgü olduğunu gösteriyor. Erkek stres altındayken kortizol ve testosteron etkisiyle ya soruna saldırır (savaş) ya da kabuğuna, o meşhur “mağarasına” çekilip sessizleşir (kaç). Kadınlarda ise stres anında devreye giren oksitosin hormonu, “İlgilen ve Arkadaş Ol” (Tend and Befriend) mekanizmasını tetikler. Kadın stresliyken konuşmak, paylaşmak, temas etmek ve sığınmak ister. Düşünün; adam stresli olduğu için susup uzaklaşmak istiyor, kadın stresli olduğu için konuşup yakınlaşmak istiyor. İşte o “Biz düzüz, siz karmaşıksınız” cümlesi, tam da bu biyolojik ihtiyacın çatıştığı noktada sallanan bir beyaz bayraktır.

Özetle; erkeklerin o “düz” dünyası bir eksiklik veya sığlık değil, odaklanmış bir hayatta kalma stratejisidir. Kadınların o labirentli, detaycı dünyası ise yaşamı sürdürülebilir kılan, sosyal bağları ören ve “anlamı” inşa eden bir bilgeliktir.

Biri fırtınada gemiyi yüzdürür ve rotada tutar (erkek), diğeri ise yaklaşan fırtınanın kokusunu, rüzgarın neminden çok önceden alır (kadın). Bir psikiyatrist ve bir erkek olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu iki farklı zihin birbirini yalanlamak veya çatışmak için değil, birbirinin kör noktalarını aydınlatmak için tasarlanmıştır. O yüzden “düz” olmanın konforuyla “karmaşık” olmanın derinliği arasındaki o dansı sürdürmek, belki de en sağlıklı olandır.

KAYNAKÇA

  1. Ingalhalikar, M., Smith, A., Parker, D., Satterthwaite, T. D., ve ark. (2014). “Sex differences in the structural connectome of the human brain”. Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS), 111(2), 823-828.
  2. Goldstein, J. M., et al. (2001). “Normal sexual dimorphism of the adult human brain assessed by in vivo magnetic resonance imaging”. Cerebral Cortex, 11(6), 490-497.
  3. Taylor, S. E., et al. (2000). “Biobehavioral responses to stress in females: Tend-and-befriend, not fight-or-flight”. Psychological Review, 107(3), 411–429.
  4. Cheng, Y., et al. (2006). “Gender differences in the human mirror system: a magnetoencephalography study”. NeuroReport, 19(5), 507-511.
  5. Baron-Cohen, S. (2002). “The extreme male brain theory of autism”. Trends in Cognitive Sciences, 6(6), 248-254.